14 Eyl 2014

Arka Restaurant & Pizzeria {Bodrum}

Elimizden geldiğince çok gezmeye ve yemek yemeye çalışan insanlar olarak yepyeni lezzet noktaları keşfettikçe hâlâ tarif edemeyeceğimiz kadar mutlu olmayı başarıyoruz. Deyim yerindeyse her yeni keşfettiğimiz yerle birlikte hem midemiz hem de kendimiz zevkten dört köşe oluyoruz!

Yaz tatilinin de getirisiyle Bodrum’un göbeğinde ama bir o kadar da kargaşadan uzak kalmış olan bir mekana yolumuz düştü: Arka Restaurant & Pizzeria.

İtalyan mutfağı ağırlıklı mekanın ilginç bir şekilde müşterilerinin çoğu yabancılardan oluşuyor (Aslında çok da ilginç değil çünkü Türkler, anlayamadığım bir şekilde vasat Sünger Pizza'ya gidiyorlar) Küçük bir sokak arasında kalmış, sadece bilenlerin rahatlıkla bulabileceği bir yerde bu kadar çok yabancı görünce insan ister istemez şaşırıyor ama yemekleri yemeye başlar başlamaz aslında “ağızdan ağıza pazarlama”nın ve TripAdvisor gibi Internet sitelerinin ilk defa gittiğiniz ülkelerdeki/şehirlerdeki doğru mekanları bulma konusunda ne kadar başarılı bir iş gerçekleştirdiklerini anlayabiliyorsunuz.

Menüde başlangıçlardan pizzalara, makarnalardan salatalara kadar İtalyan mutfağında bulabileceğiniz pek çok yemek mevcut. Biz sarımsaklı ekmek ve bruschetta’yla başlayıp şarap eşliğinde çeşitli pizzalarla devam ettirdiğimiz yemeğimizi İtalyan mutfağının olmazsa olmaz tatlısı tiramisu ve İtalyan çikolatalı kek ile sonlandırdık.

Sarımsaklı ekmekler ve bruschetta’ların porsiyonlarında ikişer adet var. Sarımsaklı ekmek standart olmakla birlikte bruschetta’lar büyüklüğü ve lezzetiyle 'mide' doldurdu.

Ana yemek olarak yaklaşık 18 çeşit pizza arasından bizim tercihlerimiz Funghi, Quattro Formaggi, Quattro Stagioni ve Arka Pizza oldu. Hangi pizzayı yiyeceğinize karar veremezseniz size Quattro Formaggi’yi şiddetle önermek isterim, çünkü kendisinin memleket sınırları dahilinde yediğim en iyi dört peynirli pizza olduğunu iddia ediyorum. Özellikle de içinde ezine peyniri olması büyük artı! 

Porsiyonlar büyük, pizzalar ince ve tüm pizzalar için kullanılan malzemeler oldukça kaliteli. Tek eksiği taş fırın ama onu da pizza ustası kalitesiyle kapatıyor. Pizzanızın yanında menüden seçebileceğiniz yerli ve yabancı şaraplardan birer kadeh içmeyi unutmayın. Pizza fiyatları 7,50 TL ile 20 TL arasında değişiyor. Makarnalar 8 TL - 18 TL, salatalar da 10 TL – 15 TL aralığında.


Yemeğin sonunda çatlayacak kıvama gelmişken eksik kalmasın diye tiramisu ve İtalyan çikolatalı kek de yemeden duramadık ve gözümüzü de doyurduk. Tiramisuyu çok beğenmesek de İtalyan çikolatalı keki için ruhumuzu satabiliriz! Tatlı menüsünde de fiyatlar 6 TL- 10 TL arasında değişiyor.


Fiyatları el yakmayan lezzetli pizzaları yemek için Bodrum merkezde Kule Bar’ı sorun. Arka Pizzeria hemen arkasındaki dar sokağın içinde. Tam adresi: Çarşı Mah. Dr. Ekrem Uslu Çıkmazı 11/1-5

Afiyet olsun!

9 Ağu 2014

İrlanda'dan Lezzetler {Ortaya Karışık}

Bu yıl İrlanda'ya bir yolculuğumuz olmuştu. Tabi gittim yedim'in yiyicileri olarak İrlanda lezzet turumuza da burada kısaca yer verelim dedik. Öncelikle şunu belirteyim, İrlanda yemekleri genel olarak tereyağ, et, deniz ürünleri ve patates üzerine kurulu. Bizde yemeğin yanında servis edilen pilav, makarna grubu neyse, burada patates o. Bu yüzden her yemekle beraber mutlaka en az bir çeşit patates servis ediliyor. Birçok yerde eğer isterseniz ekstra patates de getiriyorlar. Abartırsanız aynı anda hem kızarmış, hem ezilmiş (mashed), hem de haşlanmış patates isteyebiliyorsunuz ve bunu istediğinizde kimse şaşırmıyor :)

İrlanda yemekleri bence çok lezzetli, özellikle tereyağ ve et seviyorsanız bu lezzetlerin her biri sizde iz bırakacak. Hazırsak ve yeterince acıktıysak başlayalım mı :)

1. Moran's Oyster Cottage  {Kilcolgan - Galway}

Burası çok meşhur bir deniz ürünleri restoranı. İrlanda'da "deniz ürünü - istridyee tadıcam ben" diye sayıklayınca, soluğu aldığımız bir restoranttı. İrlanda'daki birçok yer de gibi burası da sevimli küçük bir köy evi şeklinde, ama oldukça ilgi gören bir mekan. Sanırım masayı garantilemek için mutlaka rezervasyon ile gitmek gerekiyor. Ehm, karşınızda bir istridye tabağı (Garlic Grilled Oysters). Üzerinde sarımsaklı bir sos mevcut ♥


Bu alttakiler de sarımsaklı midye, "Garlic Mussels"


Altta bol tereyağlı ızgara fileto bir balık, ama adını hatırlayamıyoruz :/


Bu ızgara somon, tabii ki patates ve haşlanmış sebze eşliğinde ^_^



Bir de bize ilginç gelen bir not, İrlanda'da kızarmış patatesin yanında gelen ketçaplarla beraber masaya mutlaka sirke de geliyor, patatesleri sirkeleyerek tercih edenler de var.

2. The Cornstore {Thomas Street, Limerick}

Sırada Limerick'ten bir steakhouse var.. İlk sıradaki yemeğimiz hafif lezzetleri sevenler için - roka, reyhan, nar, ceviz ve feta peyniri ile gayet fresh bir salata. Bu lezzetler birbirine çok yakışmış. Az yağlı beyaz peynir ile bu salata evde denenilesi bir lezzet gerçekten. 



Ve tabii ki bir et restoranında et yenmeden olmaz. Biz öğlen yemeği saatlerinde gittiğimiz için akşam spesyallerinden deneyemedik. Resimde orta pişmiş bir adet Sirloin Steak. Oldukça doyurucu, yanında ezilmiş patates ve cherry domatesler ile ♥ ♥



Steak'leri yedikten sonra menüde yer alan dört tatlıyı da denedik. Flourless Chocolate Cake, çikolataseverler için yoğun  kakao ile sırf çikolatadan bir kek, yanında dondurma ile..


Portakallı Creme Brulee, tereyağlı çıtır bisküviler eşliğinde.. 


Bu gerçekten hem sunumu çok güzel, hem de kendisi çok hafif bir tatlıydı. Bu tarz kavanozlarda evde de sunum yapılabilir, neden aklıma gelmedi diye hayıflanmadım değil. Portakallı panna cotta, çıtır bisküviler ile. Serin ve çok hafif bir tatlı. 


Ve gelelim menünün bombasına, menüdeki en ağır tatlı. Bizdeki ekmek kadayıfı tadını hafif andırmıyor değil. Karamelize puding olarak geçiyor adı ama daha kıvamlı, yoğun bir tatlı ve sıcak servis ediliyor, üzerinde vanilyalı dondurma ile...


3. Mitchell’s Café - Kylemore Abbey


Kylemore Abbey, Connemara'da görkemli bir manastır. Harika bir bahçesi var ama bu yazımızda bizi, geziden sonra durakladığımız lezzet noktası ilgilendiriyor, bahçesinde yer alan küçük bir cafe, self servis küçük bir yer. Beğendiğiniz her şeyi tepsiye kapıp, kasada ödüyor ve oturup yiyorsunuz. Biz gibi yiyiciler, seçerken çok zorlandık ama en çok ilgimizi çekenlerle karar kıldık. 

Solda ana yemek olarak somonlu kiş, kremalı küçük patates ve üzümlü bulgur pilavı eşliğinde. Aşağıda sağda yer alan sarı pudingin altında komple orman meyveleri mevcut. Üzerindeki puding ise vanilyalı, oldukça lezzetli bir tatlı. 



Altta benim tercihlerim daha güvenli devam etmiş. Feta peynirli kiş ve makarna salatası, ardından yenmek üzere tepside bekleyenlerse havuçlu kek ve Earl Grey çay ^_^


Son olarak klasik bir sandwiç, cappucino ve limonlu kek ile beraber.. 


4. Finn's Restaurant {Tuam - Galway}
Burası Tuam'da küçücük bir restaurant. Ancak şimdiye kadar yediğimiz sanırım en iyi steak'i burada yedik. Porsiyonda gelen et o kadar büyüktü ki yanına Galaxy Note telefonu koyduğumuzda bile büyüklüğü net bir şekilde anlaşılıyor. Etlerin yanında farklı soslar seçebiliyorsunuz.


Etin yanında kızarmış ve haşlanmış patates, irlanda'daki tüm yemeklerdeki gibi, bol bol geliyor. Hatta patatesleri yeterli bulmayıp bir de ezilmiş patates isterseniz "aa tabi getirelim" diyerek şaşırmadan getiriyorlar :)




5. Shells Cafe {Strandhill - Sligo}

Strandhill nefis bir plaj. Kumların için debelenip keyifle yürüyebiliyorsunuz. Şansımıza biz gezerken hava çok güzel yazdan kalma bir kıvamdaydı. Yürüyüşten karnımız acıkınca hemen sahil manzaralı Shells Cafe'yi gördük. Burası Instagram kolajı gibi bir mekan. Her şey öyle güzel, renkler öyle uyumlu ki gözleriniz her detaya takılıyor. Ben bir klasik olarak Fish & Chips yedim. Gerçekten harikaydı, özellikle İrlanda patatesleri ile gerçekten leziz. 


Bu da aynı mekandan vejeteryan bir seçim olarak chickpea burger.


Biraz da ortaya karışık lezzetler olarak gelsin... 

Galway Food Fest'ten bir çikolata şelalesi. Marshmellow ve çilek eşliğinde alabiliyorsunuz..


İrlanda denince Guinness'siz olmaz. Barlarda  Baby Guinness diye farklı bir lezzet de isteyebiliyorsunuz.


Küçük bir dükkandan ev yapımı çikolatalar.. Çoğunun içinde kurutulmuş meyve parçacıkları var..


Yol üstü küçük bir marketten standart bir unlu mamüller standı...


Küçük bir pastaneden..


İrlanda'dan nispeten geleneksel bir yemek. Tasın içerisinde bol kıyma, patates ve sos var.. Tabii ki patates eşliğinde yine :)


Standart bir cafe hamburgeri, çok büyük ve lezzetli.. Patatesler.. :)


Son olarak Ashford Castle içerisinde kahvelerimizi içerek yazımıza son verelim.. Arka fondan görünen bir bahçe, tablo değil :)


7 Tem 2014

Grissini {Nişantaşı - İstanbul}

Makarna aslında hep aynıdır sanırız ama hayatımız boyunca evrim geçirir. Çocukken annemizin bize özel yaptığı bir yemektir. Hep sağlıklı beslenmemiz gerekirken annemizin köfte ve makarna yaptığı gün hayatımızın en güzel günüdür…

Biraz serpilip üniversiteye başladığımızda, saç uzatmanın da gazıyla ayrı eve çıkarız ve paket makarna sınav dönemlerinde en büyük dostumuz olur. İş sahibi olup da para kazanmaya başlayınca da seviyeyi biraz yükseltip ‘’dışarıda makarnaya para verilir mi, evde yaparız yea’’ eşiğini de aştığımızda ise ev yapımı makarnalar, ortalama İtalyan restoranları hayatımıza girmeye başlar. Tabii bunda, gençlik gazıyla çıktığımız interrail’da, Roma’da yediğimiz makarnanın tadının damağımızda kalmasının da rolü büyüktür.

Sonunda da, kazandığımız az buçuk ağız tadımızla, makarna bizim için İtalyan mutfağı olur, isimlerinin okunuşu zor yemekler olur, muhteşem sosların renk kattığı el yapımı hamurlar olur…

Grissini de bu evrimin sonlarına doğru bizi buldu ve lezzetlerini sundu. Açıkçası evrimin güzel bir halkasında bizi yakaladı:)

Nişantaşı’na yolumuzun düştüğü Grissini’de yemeğe Foccacio E Pomodori ile başladık (isimler zorlaştıkça artan kalite eşiği). İsim korkutmasın, bildiğiniz köy pidesi aslında ve başlangıç için cidden iyi gidiyor. Özellikle kırmızı şarap da tercih ederseniz, yemeğinize güzel bir başlangıç yapabilirsiniz.



Başlangıcın ardından da kafamda makarna ya da pizza tercihi yapmak vardı ancak bir anda kendimi kaybederek her ikisinden de sipariş verdim. Makarnada tercihim Papardelle Al Pomodoro oldu. 

İçinde sarımsak ve soğan olması kafadan midemi kazandı zaten. El yapımı olduğu için pappardelle cinsi makarna da çok iyi pişmişti. Ne çok sertti ne de çok yumuşak. Hafif kalın olması da süper dolgun bir tat veriyor ve domatesli fesleğen sosuyla oldukça rahat yeniyor. Başta makarna bizim için hazır paketlerden ibaretti, şimdi ise el yapımı ve birçok farklı çeşitten ibaret. Pappardelle de bu çeşitlerin arasında yumurtalı makarnaların en büyük biçimiymiş. En çok satan yemekleri olması da açıkçası çok şaşırtmadı.



Yazıya makarnadan girdik ama her yeni gittiğim pizzacıda benim için için bir kalite eşiği olan dört peynirli pizzayı da denemeden çıkmayı kendime yediremedim ve bir de 4 Formaggi söyledim (böyle söyleyince çok havalı oluyor cidden:)

Çocukluk aşkım pizzanin yanında, peynir hastası biri olarak da söyleyebilirim ki, dört peynirli pizza muhteşem. Yalnız yerken tek bir tavsiyem olacak, lütfen elle yiyin, çatal bıçakla yiyeyim derken peynirleri mundar etmeyin. Alın bir dilimi elinize, geniş tarafını hafif sağdan ve soldan bükerek yiyin gitsin. Çok kasmayın, tadını çıkarın ;)


Makarna üstüne pizza yiyince tatlı menüsüne sadece bakakalmam beni çok üzdü ama yapacak da bir şey yoktu, tatlıları için kısa zamanda bir kez daha Grissini’ye uğrayacağım.

Fiyatlara gelirsek; evet, fiyatlar yemeklere göre biraz tuzlu ancak kaliteli malzeme kullanan yerleri bulmanın çok zor olduğu, iyi bir dönerin bile 200 gramının 17-18 TL’lere çıktığı dönemde bu fiyatlardan çok da kaçış yok diye düşünüyorum. Günün sonunda iyi yemek istiyorsanız, paranızın hakkını alacağınızı bilerek Grissini’ye rahatça gidebilirsiniz.

Fiyat aralıkları kısaca şu şekilde:

Başlangıçlar: 29 - 52 TL
Makarnalar: 26 - 49 TL
Pizzalar. 23 - 56 TL
Tatlılar: 24 - 32 TL

Son olarak da tavsiyem, gittiğinizde hiç ön taraftaki açıklıkta ya da içeride oturmaya kasmayın, direkt arka tarafta, yeşillikler içindeki muhteşem alanda bir masa kapın. Huzur, yemeğin tadını cidden arttırıyormuş, bunu gördüm:)

Adres ve diğer bilgiler için: http://www.grissinirestaurants.com/

Afiyet olsun!

21 Haz 2014

Gittik Yaptık: Marriott Asia - İtalyan Mutfağı Workshop'u

İtalyan mutfağı Türkiye’de çok sevilir. Tatlar ve kullanılan baharatların oranı Türk mutfağına yakındır, herkes ağız tadına göre mutlaka bir şeyler bulabilir ve genel olarak yapımı kolay tarifleri barındırır. Biz de GittimYedim olarak Marriott Otel’in davetini kabul ettik ve bu sefer de sevdiğimiz İtalyan mutfağını yemeğe değil de yapmaya gittik.

Nutella workshop’undan sonra biraz paslanmışız, ancak şefimiz Gencer Üzümlü’nün desteğiyle bu pası rahat attık ve Tiramisu ile mutfağa giriştik. Tabii şimdi şöyle yaptık, böyle yaptıktan çok ortaya çıkan tatların yorumlarına ağırlık vereceğiz.


Tiramisuyu yaparken elimin ayarı olmadığından, önden hazırlanmış şerbeti biraz fazla boca ettim ve tiramisum şeker olarak biraz keskin bir tada sahip oldu. Ama kreması gayet güzel olduğu için bu durumu toparladı ve üzerinde fazla düşünmeden bir kase tiramusuyu götürdüm.

(Üstteki fotoğraftaki tek sakallı benim:)





Yapıma tersten başladık ama tiramisuları önden yapıp soğutmamız gerekiyordu, ben de bu yapım sırasına göre tatları sıralamaya devam edeceğim.


Tiramisudan sonra meşhur Minestrone çorbasına giriştik. Temelde bir sebze çorbası ama malzemelerin tencereye koyulma sırasına ve miktarlarına dikkat edilmezse tuzlu suya sebze atıp kaynatmaktan farkı kalmaz. Bu yüzden Gencer Usta’nın tam desteğiyle koca bir kazan Minestrone çorbası yaptık ve kendimi tutmasam sanırım 2-3 kase daha içerdim. Ama tadında bırakıp bir kaseyle tamamladım :) İçinde kabak, fasulye, havuç ve erişte bulunan ve evde rahatlıkla yapılabilecek bu çorba cidden çok güzel gidiyor.



Ardından da ana yemek olan Tagliatelle Carbonara’ya başladık. Adından korkanları ''dana fümeli, kremalı makarna aslında'' diyerek rahatlatayım. Evet, temelde makarna ama Gencer Usta’nın Marriott’ta yaptığı el yapımı makarnalar eşliğinde bir makarna ve dana fümeyle hazırlanan sosuyla gerçekten muhteşem oldu. Belki biraz daha vakit olsa ve çok az daha pişirsek makarnanın sertliği de daha da muhteşem olacaktı.




Biraz hızlı olsa da Marriott’un mutfağında İtalyan lezzetleriyle çok güzel bir 3 saat geçirdik ve yeme listemize kendi yaptığımız güzel lezzetleri ekledik. Workshop için Marriott Otel’e ve Şef Gencer Üzümlü’ye teşekkür ediyoruz.

Afiyet oldu!



16 Nis 2014

'Baldır!' 18 Saatlik Lezzet {Ataşehir - İstanbul}

4 yıldır dana gibi gezip yedik. Gurme tribine de girmedik, gurman havasına da. Tek bir derdimiz vardı, güzel bir şeyler yiyip keyifle doymak! Aynı yemeklerin hep farklı lezzetlerini deneyip, yazdık. Döner, köfte, kebap, steak, kokoreç, hamburger vs. vs...

Hep yeni bir şeyler, ama tamamen yeni; daha önce olmayan bir lezzeti keşfetsek diye içimizden geçirirdik. Sonunda bunu Baldır'da başardık! 


''Baldır diye yemek mi olur?'' diye lafı yemeden önce hikayesini anlatayım:

Bu et bir ar-ge başarısı. Arge'yi yapan Özgür Şef. Evet, bildiğimiz Özgür Şef. Et ise, dananın arka bacaklarının üst kısmından ve kuyruğunun bir kısmından çıkarılan %100 dana eti, kısaca löp et!

Peki ar-ge olarak ne yapmış Özgür Şef? Eti alıp 18 saatte yavaş yavaş pişirmiş, 28 farklı baharat eklemiş, ek lezzet olarak soğan, mantar ve yumurtayı tadına yedirmiş, yanına özel bir ekmek hazırlatmış (cidden efsane bir ekmek:) ve ortaya Baldır! çıkmış. Tabii bu etin kesin bir unutulmaya yüz tutmuş tarifi bir yerlerde vardır ama bu arge o tarifi alıp acayip yerlere götürmüş...

Nasıl yeniyor bu Baldır?

100gr - 250gr arası bir porsiyon seçiyorsunuz. Porsiyon fiyatları 13 - 28 TL arası. İnsan gibi yiyip kalkayıp derseniz 150gr yeter, gözüm doysun derseniz de 250gr'dan aşağısı kesmez. Sıcak sıcak yiyip bitirmeniz için en ideal gramaj, bence, 150gr. 




Sonrasında içine ek lezzetlerinizi seçiyorsunuz(bu ek lezzetler de ek fiyatlı); mantar, soğan ve yumurta. Bizim mantar ve soğan tercihimiz gayet güzeldi, lezzeti bir basamak daha arttırdı. Sadece içine değil yanına da seçebileceğiniz ek lezzetler var: Ankaranın çubuk turşusu, kaşık salata ve közde pişmiş biber & arpacık soğan ikilisi. Hepsi süper ama bunların arasında asıl olay arpacık soğanda! Nasıl yiyeceğim ben bunu diye debelenebilirsiniz; ucunu koparın, içini sıkın ;)


Ekmek de etin üstünde ve altında geliyor. 20 dakikada yaratılmış; içinde soğan, patates ve ekşi maya olan epik bir ekmek. Ekmek süpermiş diye hemen dalıp bitirmeyin, çünkü devamı gelmiyor :) 

Ve asıl olay da, eti yeme şeklinde. Çatal-bıçakla dalıp yemeye çalışmayın, hem mekanın ortağından ayar yersiniz hem de etin tadını bozarsınız. Kibarlığı bir kenara bırakıp yanında gelen güzel ekmekle eti tutup elinizle yiyin. Menemeni ekmek bandırarak yemiş bir nesiliz, tatavayı bırakıp dalın! 

Yemekler bitince de ''Tatlı alır mısınız?'' sorusuna korkmadan evet diyebilirsiniz. Önünüze hafif bir Arnavut tatlısı olan Trileçe gelecek, lezzeti tamamlamak için yuvarlayın gitsin.

Biz, Baldır'ı yabancı bir gezginin blogundan öğrendik. Siz de bir yere not edin, bizce kısa zamanda sadece Türkiye'de değil Dünya'da da isimlerini duyuracaklar, o yüzden gidip ilk yiyenlerden olun!

Nerede bu Baldır? Her yeni restoranın saldırdığı Bağdat Caddesi'nde, Çokacayipbiryer AVM'sinde ya da Nişantaşı'nda vs. değil, Batı Ataşehir'de. Gerçekten iyi yemek yemek isteyenleri çekmeyi hedefleyen bu stratejileri de bence harika.  Peki Batı Ataşehir'e gittiniz, orada nasıl bulacaksınız? Ülker Arena'yı (kime sorsaınız gösterir yöntemiyle bulabilirsiniz) solunuza alarak aşağı doğru devam edin, 2. sağa girin (ara bir caddeye gireceksiniz), yaklaşık 150m sonra solunuzda kalacak.

Onursuz Kıl Adam yedi.

Afiyet olsun!

27 Mar 2014

Gittik İçtik: Butik Kahveciler İyidir! {İstanbul}

Düzeltme: Drip ve Kronotrop'u yeni keşfedenler için ufak bir düzeltme yapalım: Kronotrop artık Cihangir'deki yeni adresinde. Drip ise Bağdat Caddesi'indeki şubenin ardından 2. şubesini Asmalımescid'e açtı.

Türkiye'de kahve nedir? Ya da neydi? Türk kahvesiydi, Nescafe'ydi. Bir dönem de ''üçü birarada''ydı, kremalı kahveydi.

Sonra 2003'te Starbucks geldi. Kendisini ''al ve git'' dükkan modelinden ''otur ve yıllan'' modeline çevirdik. Bizi mocha'yla, espressoyla, latte'yle tanıştırdı. ''Yahu bu kahvenin ne güzel türleri varmış'' dedik ama tabii lezzetini kıyaslayacak çok da bir şey yoktu elimizde.


Sonra Starbucks'ı gören zincirler, Türkiye'deki kahve açlığını fark edip doluşmaya başladılar. Caffe Nero'su, Robert Coffee'si, Gloria Jean's'i (Kahveci Mustafa Amca Jeans'e selamlar) hepsi geldi. Tabii girişimci Türk de duramazdı, Türk zincirler de hemen açılmaya başladı; Caffe Crown, Kahve Dünyası, Kahve Diyarı, Kahve Sepeti, Kahve Hedesi derken piyasaya iyi-kötü bir sürü kahveci doluştu. Formül basitti, standart kahveyi bardağa dök, içine aromasını karıştır, Starbucks'taki isimleri çak:)

En çok sevdiğimiz şeyi, yani kıyaslamayı yapabilecektik, artık elimizde eleştirebileceğimiz tonla mağaza vardı. Artık Starbuck pahalıydı; Nero tam bir İtalyan'dı, pahalıydı ama parasını hak ediyordu. Latte'si Starbucks'tan kötüydü ama Mocha'sı süperdi. Kahve Dünyası ucuzdu ve güzeldi (başta ucuzdu tabii, talebi gördükçe verdi coşkuyu:) Üçü biraradaları, kakaoları dayıyordu ama ergenin kurtarıcısıydı, sonra kendini şekere çikolataya verdi, bozmaz dedik ama çok bozdu. Caffe Crown oturacak yer bulamadığınızda size boş sandalye verendi...

Kabaca özetlediğim bu dönem yaklaşık 10 yılı kapsıyor, peki sonra ne oldu? Evlerimize french press'lerin girdiği, kahve konusunda en olgun olduğumuz son birkaç yılda, hayatımıza butik kahveciler girdi. Şu ana kadar tek tükler ve maksimum 20 metrekareye sıkışmış durumdalar ama asıl olan, her gittiğimizde bize şimdiye kadar kahve niyetine şurup içtiğimizi hatırlatmaları oldu.


Butik kahvecilerin, bence, şu anki en iyi iki temsilcisi Kronotrop ve Drip. Kronotrop Avrupa Yakası'nda, Taksim'de Galatasaray Lisesi'nden aşağı inerken solda, çıkarken sağda. Kahveleri ciddi iyi ve aldığınız her bardağın içindeki kahve miktarı süper. Yani Starbucks'daki ya da diğer zincirlerdeki gibi kahveyi koklatmıyor. Bulabilirseniz, ağız tadınıza uygun paket kahve de alabilirsiniz. Sakın pahalı diye düşünmeyin, bulursanız hemen alın çünkü her zaman bulunmuyor. Aklınızda olsun, sakın gidip de biraz oturalım diye plan yapmayın, zaten ufacık dükkan, alın kahvenizi ve keyifle gezin! Sahibini tanımıyorum ama ajans majans işlerinden bıkıp da bu işe girmiş gibi bir havası var, kendisini her türlü takdir ediyorum.


Drip Coffee de Anadolu Yakası'nda Bağdat Caddesi üzerinde. Kadıköy yönüne giderken Şaşkınbakkal Boyner'i geçince ilk sağdaki ana sokağa girin, biraz ilerleyince sağınızda kalacak. Drip kahve nedir şuradan izleyebilirsiniz. İşte, bu adamlar, bu işin İstanbul'da şu anki uzmanı. Mutlaka gidip deneyin ve Drip Coffee için, aromasına hasta olun. Fiyat çok pahalı demeden önce de zincir kahvecilerde şeker aromalarına verdiğimiz saçma paraları bir düşünün, içler dışlar yapın, sonucu damağınızda ve midenizde hissedin.

Afiyet olsun.

Onursuz Kıl Adam içti.

5 Şub 2014

Gelecek Hesabı Kestirmek için İpuçları

Son dönemde görüntüsü güzel ama içi boş bir sürü yemek mekanı türemeye başladı!

Güzel bir yere gidip bir şeyler yemek içmek ama maaşın da yarısını masada bırakmak istemiyorsanız, çok yiyip içen insanlar olarak size kabarık hesap çıkarması muhtemel olan mekanlarda bulabileceğiniz basit ipuçları konusunda ufak önerilerde bulunmak istedik. Tabii istisnalar kaideyi bozmaz ama:

1- Mekanın kapısında size yer göstermek için bekleyen güzel bir kadın varsa...

2- Mekan bir ya da birkaç vale çalıştırıyorsa...



3- İçeride özel tasarım mobilyalar, hipster eşyaları varsa...

4- Menüde fiyat yazmıyorsa...

5- Menüde 0,5 lt’lik şişe su 2 TL’nin üzerindeyse, hatta 0,33 lt’lik şişe suya 2 TL yazılmışsa; Cola ve türevleri 5 TL’den başlıyorsa… 

6- Menü, ismine bakınca içinde ne olduğunu anlayamadığınız yemekler barındırıyorsa…

7- Garsonlar sizin yerinize yemek seçmeye çalışıyorsa...

8- Masanın üzerine “adisyon fişi” konmuyorsa…



9- Masanın üzerindeki kürdanlar şeffaf kılıflar içerisindeyse...

10- Karabiberi siz değil değirmeniyle yanınızda beliren garson yemeğinize serpiyorsa…

11- Yemekten sonra gelen çaya para alınıyorsa...



...bilin ki o mekandan kazığı yiyebilirsiniz. Tabii bu saydıklarımız, her zaman çok para verip de lezzetsiz şeyler yiyebileceğiniz anlamına gelmiyor. ;)

Cüzdana dikkat, lezzet arayışına devam!
M.I.L.F. düşündü, biz pişirdik! Diğerlerine de afiyetle yemek düştü. ( I. IV. 2010, Baghdad )




GittimYedim.Com, çok yazarlı, sosyal bir yemek girişimidir. Bu sitede gezdiğimizi gördüğümüzü değil, yediğimizi içtiğimizi anlatırız.




copirayt mopirayt: Bir takım şuursuz oburlar - © 2012


















 
Copyright 2009 Gittim Yedim. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan