20 Nis 2010

NUM NUM'da Hızlı Bir Öğle Yemeği {Kanyon - İstanbul}

Eveeet arkadaşlar! Hızlı bir giriş yapmak adına likiditeyi tüketmeye devam ediyoruz.

Dünkü Dükkan Burger macerasından sonra bugün de aymaz ikili olarak başka bir burger dünyasına gidelim dedik ve Atrin'le beraber rotamızı İstanbul - Levent'te bulunan Kanyon alışveriş merkezine çevirdik. Yemek katına çıktık ve GBK - Gourmet Burger Kitchen isimli, İngiltere menşeili burger restoranına gittik. Geçen yıldan, çok ama çok büyük bir hayalkırıklığımız vardı mekanla ilgili. Acaba tamir olur mu diye düşündük ama nafile. Mönüye göz gezdirince, "istemezük" damarımız kabardı ve mekandan kendinden emin (benim 2 trilyon liram var bakışı ve yürüyüşü bir arada kendinden eminden bahsediyorum) bir şekilde ayrıldık. Yan dükkan Num Num'dı. Haydi girelim dedik.

Ben Num Num'ın şu ana kadarki tüm restoranlarında yedim. Aşina olduğum bir mekan. Yarı Tex-Mex, bir miktar California, biraz da İtalyan, ilginç bir mekan. Ahşap ağırlıklı, masif görünüşlü bir dekorasyonu var. Renkli PVC ışıkların süslediği ahşap duvarlara, isteyen istediğini karalıyor. Genelde herkes ismini yazıyor. Ayrıca sport bar esintili, sürekli Eurosport'un açık olduğu LCD ekranlar loş mekana ayrı bir hava katıyor.

Biz duvara bir şey yazmadık, zira benim boyum yetmiyor :)


Loş ortamın dostane (!) bar insanı

Genellikle kapıda sizi yüzüne asılı duran bir gülümseme bulunan "maitre d'hotel" (bir nevi teşrifatçı) bir hanım kızımız karşılıyor. Bu hanım kızımızın asli görevi içeride sadece bir masa dahi dolu olsa, size kaç kişi olduğunuzu sormak ve sizi kendi istediği yere oturtmak. Ancak birkaç defadır gidiyorsanız "ben şuraya oturdum" diyor ve çöküyorsunuz. Hanım kızımız da kapıya geri dönüyor. Bugün bizi karşılayan hanım kızımız da bize baktı ve biz canımızın çektiği bir yere oturduktan sonra kapıya geri döndü. Daha sonra gençten bir kız çocuğu geldi ve masaya 2 menu bıraktı (attı). Bu benim hoşuma gitmedi. Çünkü, diğer Num Num'larda karşılaşmadığım bir durumdu ve garipsedim. Num Num, Meydan ve Bağdat Caddesi'nde de var. Her ikisinde de servisten son derece memnunum. Ailemle (eşim ve kızım) gittiğim zaman kızımla çok iyi ilgilenirler, neşeyle yemeğimizi yeriz. Bu defa pek öyle olmadı. Asık suratlı ve müşteriden çok kendi aralarında konuşmayı yeğleyen bir grup genç vardı serviste ve zahmet edip bize bakmıyorlardı bile. Bu dükkan için eksi hanesine yazılan bir nottur bence.

Peki mönüde neler var? Mönü zengin arkadaşlar. Her damağa uygun tatlar bulabilirsiniz. Başlangıçlar genellikle panelenmiş veya kızartılmış ürünlerden oluşuyor. Oldukça büyük salatalar, burgerler, sandviçler, makarnalar, pizzalar, etler ve tatlılardan oluşan ve hepsini burada sayamayacağım kadar çok çeşidi olan bir restoranla karşı karşıyasınız. 14 farklı pizza olduğunu söylersem diğerleri hakkında da bir fikir edinebilirsiniz sanırım. Çocuklar için ise ayrı menüsü mevcut. Her yerde bulunan Corona-Miller-Bud üçlüsünün dışında çok güzel farklı biralar (Taps'in İngiliz biraları çok leziz) mevcut. Tavsiye ederim (Bira zenginliği konusunda bu grup restoranlarda Kırıntı'yı ayrı tutarım. Kırıntı mevzuuna daha sonra gireceğiz zaten).

Biz, dünkü dev burger atılımından sonra bugün hafif gidelim dedik ve pizza söyledik. Pizzaları ince hamura yapıyorlar. Hamur yarısı beyaz un, yarısı kepekli un olacak şekilde incecik açılıyor ve üzerine malzemeleri serpiliyor. Amerikan tarzı kalın ve döküp saçacak kadar bol malzemeli pan pizza bekleyenleri yanıltacaktır. Pizza İtalyan usülü hazırlanıyor (gerçi İtalya'da yediğim İtalyan pizzalarından ziyade İsviçre'de yediğim İtalyan pizzalarına benziyordu). Estetik bir görünümü var.

Ben prosciutto (italyan domuz salamı - bacon değil), soğan ve mantarlı bir pizza yedim. Atrin ise Ricotta peyniri-Mozzarella peyniri-Pesto (zeytinyağlı fesleğen) pizza söyledi. Pizzalar gerçekten resim gibi geldi. Her ikisinin de resmini aşağıda bulabilirsiniz. Yaklaşık 25 cm boyunda, 15-20 cm eninde eliptik açılan hamura son derece itinayla dizilmiş malzemeler. Nar ekşili marulla birlikte servis ettiler. Üzerine acılı zeytinyağı döktürdük ve afiyetle yemeye koyulduk.

Az sonra midemdeki ebedi istirahatgahlarına gidecek olan prosciutto, soğan ve mantarcıklar!


İrice bir bruschetta'yı andıran leziz pizza. 2 peynir ve pestonun renk uyumu bile şairane!

Pizzalar lezzetli, ancak çok ince hamur olduğu için çok hızlı soğuyorlar. Ben ki hızlı yerim; bitirdiğimde son lokmaların oldukça soğuktu. Ancak prosciuttolu bir pizza yemiş olmama rağmen o kadar hafif kalktım ki masadan, şefi gerçekten tebrik etmek lazım. Atrin'in pizzasından da iki parça tattım, çok ama çok hafif ve bir o kadar da lezzetli idi. Her iki pizza için de mutfak ekibine teşekkürler.

Ben daha önce birçok başka ürününü de denedim Num Num'ın. Beğenmediğim hiçbir yemeği olmadı açıkçası. Ancak konseptimiz gereği, onları da yedikçe sizlere tanıtacağım. Yavaş yavaş gidelim de keyifli olsun, değil mi ama :)

Peki Num Num'a ne öderiz? Genellikle her şey 20-30 TL arasında değişiyor. En pahalı et tabağı 39 TL. Normal steakler 29-32 TL. Burgerler 15-25 arasında değişiyor. Bizim pizzalarımız 22 TL idi. Kolalarla birlikte 2 kişi 56 TL ödedik (Bu restorandaki servis kötüydü ve bahşiş bırakmadım! bu beni kötü biri yapmaz) ki bence bu ayarda bir mekan için iyi bir hesaptı. Doyduk mu? Doyduk. Sevdik mi? Sevdik. Gene gider miyiz? Gideriz. Tavsiye eder miyiz? Ederiz.

Gidiniz efendim. Sevdiklerinizi de götürünüz. Hatta özellikle varsa yavrularınızı da götürünüz. Çocuklara ufak bir kitapçık ve boya kalemleri veriyorlar. Sıkılmıyorlar. Ama nereye gidiniz? Kanyon'a değil de, Bağdat Caddesi'ndeki veya Meydan alışveriş merkezindeki Num Num'a gidiniz.

Sevgiyle kalın değerli yemek dostlarım. Bir başka mekanda, başka başka tatlarda buluşmak üzere...

NumNum'a daha sonra yaptığımız ziyaretlerden fotoğraflar:


19 Nis 2010

Dükkan Burger'de Tereyağlı Dev Burger'lerin Saldırısı {Ataşehir - İstanbul}

Herkese merhaba; bu benim ilk inceleme yazım. Daveti için Onursuz Kıl Adam'a teşekkürler. Umarım faydalı olacaktır.

Dükkan Burger, artık gurme(!) sayılan herkesin bildiği bir mekan. Uğrak bir mekan mı? Fiyat performansa göre düşününce uğraklıktan ziyade uğramalık diyebiliriz. Zira normal burgerler 15 TL, dükkan burger 20 TL. Daha önce Atrin'in de belirttiği yan ürünlerle birlikte adam başı ortalama 30 TL'ye kalkabileceğiz bir mekan. Burgeri güzel o ayrı; peki değer mi? Değer. Sık gidilir mi? İşte bugün o konunun üzerinde duracağız.

Bir şeyler bizi gagalamış olacak ki, bugün Atrin'le Ataşehir Dükkan Burger'e gidelim dedik. Dükkan Burger, aşina olduğumuz, sevdiğimiz, doyarak ve mutlu kalktığımız bir yer. Evet, her defa cüzdanları hafifleterek çıkıyoruz ama bünye aldı bir kere satır kıyma burgerin tadını; ara ara arıyor! Velhasıl-ı kelam, Ataşehir'deki şubelerine gitmemiştik. "Haydi bir deneyelim" dedikten sonra direksiyonu kırdık ve Batı Ataşehir'den Yeni Sahra'ya giden caddeye, Balıkçınız Eser'in yanıbaşından dalıverdik. Yaklaşık 300 metre kadar gittikten sonra caddede, sol tarafta Dükkan Burger'i gördük.

İki sebepten dolayı kaçırmanız imkansız. Birincisi, cadde girişi dahil yaklaşık 50 metrede bir yer alan 5-6 adet levha. İkincisi muhafazakar Yeni Sahra'nın ortasında, oraya ait değilmiş gibi duran mekan tasarımı. Dükkan Burger 2 katlı klasik bir Yeni Sahra binasının (sıvaları açıkta, boyalar bitmemiş, tepedeki inşaat demirleri açıkta, ki müstakbel sequel'lara açık kapı olsun tarzı binalar) zemin katında. Bağdat Caddesi'ndeki ilk dükkanlarından daha geniş, ancak ikincisinden (Şaşkınbakkal) daha ufak. Ama yine de baktığınızda, diğer şubeleri de biliyorsanız, bildiğiniz bir Dükkan Burger restoranı işte.


Efendim, dışarısı öyle de, içerisi farklı mı? Bilakis, içerisi de bildiğiniz bir Dükkan Burger restoranı. Boyasız sıva duvarlar, açıktan geçen kablolar, SMEG marka vintage buzdolabı, Dükkan Burger web sayfasının açık olduğu bir Mac ve koca ahşap masalar. Allah'tan o kütüklerden buraya koymamışlar da yemek yerken tünüyor gibi hissetmiyorsunuz. Ama onun yerine son derece rahatsız duran taburelerden yine istemediğiniz kadar var.

"Peki Daysoldier, gördüğün, baktığın senin olsun; yediklerini anlat!" diyorsunuz artık sanırım. Eh, teasing yapıyorum yavaş yavaş burada. Atrin'le klimaktik sonumuza doğru giderken biz nasıl gerildiysek (evet, gerildik arkadaşlar!) siz de hafiften gerilin istiyorum. Zira sonu eğlenceli.

Mutlaka duymuşsunuzdur ama duymadıysanız diye söyleyeyim: Dükkan Burger, açgözlülükten dimağı bulanmış mide insanları için (ki bizler oluyoruz) Dev Burger adı altında yeni bir "şey" sunmaya başladı. "Şey" diyorum çünkü heyula gibi bir "şey". 400 gr et, 3 adet cheddar peyniri ve bilmemkaç santim çapında susamlı ekmek (bir de tabi yedikçe doğrudan şehvet tutamaklarına hücum eden 10.000 kg kadar yağdan bahsetmek istiyorum). Heyecanlandırıcı mı? Benim için evet. İşte bu yüzden, böyle Hulk porsiyonlu bir burgeri duyunca ne yalan söyleyeyim pek bir mesut oldum.


Masamıza geçince Atrin'le bakıştık, siparişimizi verdik ve beklemeye koyulduk. Bedevadan bulduğu yemi gagalamadan önce tedirgin bakışlarla etrafını süzen Ayasofya güvercinleri gibi ikircikliydik. Bitirebilecek miyiz? Midemizde durur mu? Ağır gelir mi? Kola ve patatesiyle kaç kilo çeker? türünden sorulara gark olmuşken, güzel ev yapımı hardalların kokuları burnumuza çalındı. Biz de resmetmeden duramadık. Buyrunuz efendim.

Patateslerimiz geldiğinde sadece hardal kullanmak suretiyle yemeğe başladık. Patatesleri güzel. Bir kere çıtır. Çok yağ içmemiş olduğu için hamurlaşmamış. Tuzu ayarında. Ben tuz atma gereği hissetmedim. Son gittiğime göre patates porsiyonu epey büyümüş. Biz önce bir patates söyledik, sonra iki olsun dedik. Bu gelen patatesi de duble zannettik önce. Ancak sonra ikincisi gelince dramımızı gördük. Fakat Atrin'le şuna karar verdik ki, şimdi patatese verdiğiniz paraya değiyor. Bu defa sadece patatesle doyabilecek kadar çok patates geldi çünkü. Fakat frenledik kendimizi. Ne zaman frenledik? Izgaranın üzerinde 2 adet dev köftenin arasında erimekte olan cheddar peynir dilimlerini görünce, "Atrin oğlum patatesle doyacağız," dedim ve "Ben savaşa hazırım hacım" cevabını aldım.

İşte ilk izlenim. Tedirginlik had safhaya ulaştı. Yağlı kağıda sarılı burgerler geldi. Ancak gelmesiyle benim ilk hayal kırıklığım da baş gösterdi. Birincisi, zihnimde hayal ettiğim kadar DEV değildi burger. İkincisi sarılı olduğu kağıdın her yerinden "gerçekten" yağ akıyordu. Derhal birkaç tane daha yağlı kağıt istedik. Ben peçeteyle bir miktar yağ aldım ama nafile ciddi miktarda sızıntı vardı. Paketi açınca ikinci bir hayal kırıklığı daha yaşadım. Burger bütündü ve yağdan dolayı ekmeği çok ama çok yumuşamış ve ağırlaşmıştı. Ha ne bekliyordum? Dükkan gibi, ikiye bölünmüş ve o şekilde tekrar ızgara edilmiş bir burgerdi beklediğim. Neyse, tüm bunların yanında yine de iştah açıcı ve baştan çıkarıcı gözüküyordu. Kolay kavranıyor. Eğer ağzınızı normalden biraz fazla açabiliyorsanız da, rahat yiyorsunuz. Öyle sağdan soldan dağılmıyor. Bütün başladım, bütün bitirdim.

İlk ısırık... çok ama çok lezzetli. Satır kıymadan yapılan köfteler çok ustaca pişirilmiş. İçi sulu ve lezzetli. Et, "zırh oluşturacağız" diye yakılmıyor Dükkan'da, ki bunu seviyorum. Normalde az pişmiş ve hafif kanlı sevmeme rağmen, bir burger için bu et mükemmel denebilir. Cheddar dilimleri zaten bu iş için yaratılmış gibiler. Izgarada eritilerek burgere dahil edildikleri için közün kokusunu, tadını o da almış. Ekmekler, tereyağına batırılmış gibiydi. Bence bu kadar ağır yağ, öyle bir burgere ihanet gibi oluyor. Nitekim, ekmeği tuttuğunuz yerlerden yağ parmaklarınıza sızıyordu. Genellikle yağ köfteden sızar. Bu da bir ilk oldu bizim için. Burgerin içinde başka bir şey yok.

Burgerin yarısına kadar sorunsuz geldim. Büyük olduğu için yemesi uzun sürüyor. Neden sonra fark ettim ki, yaklaşık 10 dakikadır hiç değişmeyen, hareketsiz bir lezzeti çiğnemekteyim. Evet güzel, evet tat alma merkezim çanlar çalıyor ama bir eksik var. Bunu diğer burgerlerde anlamıyorsunuz, çünkü içlerinde hep "yardımcı malzemeler" mevcut. Domates, soğan, marul, çeşitli soslar, bazen bacon... Liste uzayıp gidebilir. Fakat bu burgerde köfte ve peynirden başka bir şey olmadığı için (ve yemesi uzun sürdüğü için) bir süre sonra ağzınızdaki tat size zevk vermemeye, hatta tabiri caizse tavsamaya başlıyor. Benim gördüğüm en büyük eksik bu idi. Burger bir şekilde ağır gelmeye başlıyor, yemesi zorlaşıyor ancak kompanse edecek ekstra bir tat yok.

Arada aldığımız derin nefesler, konuşmadan yememiz ve kahkaha krizleriyle ben burgerimi bitirdim. Atrin de, sadece başparmağı kadar bir ekmek parçasını yemeyip, "Burası dibi hacı, ağır gelmesin," dedi ve kalan mini mini mini burger artığını masaya bıraktı. Sonra da "Ben uyuyorum hacım," diyerek olduğu yere kıvrıldı. Bir anda zincirden boşanmış gibi gülmeye başladık. "Bak oğlum," dedim. "Olur da midemizde durmazsa, sadece ikimiz bileceğiz". Gerçeği söylemek gerekirse yemesi yorucu ancak sonunda insanı mutlu ediyor.

Peki ne ödedik? Arkadaşlar Dev burger, üzerinize afiyet 29 TL. Biz 2 burger, 2 patates ve 3 kola için 74 TL ödedik. Tuzlu mu tuzlu yani. Karşılığını veriyor elbette ama sanırım Dükkan daha iyi bir alternatif. Bir kere insani boylarda :) Zira bugün yediğimiz burger, bizim 6 aylık burger kotamızı doldurdu diyebilirim.

Sonuç olarak tok, ağır, mutlu, biraz hayalkırıklığına uğramış ve fakir olarak ortamdan uzaklaştık. Burgeri tavsiye ediyorum, ancak restoranı pek tavsiye etmiyorum. Merkeze uzak ve biraz sapa kalıyor. Gözüm gönlüm de ferahlasın diyorsanız Cadde'deki Dükkan'ları tercih edin derim. Sakın bu burgeri eve sipariş vermeyin. Çünkü ben masada bile çok ama çok yağ çektim peçeteyle. Eve gelene kadar o yağlar ne olurdu bilemiyorum. Dev Burger yiyecekseniz aç gidin. Ama dükkana gidin. Ve mutlaka bir kez deneyin. Ve restoranın esas oğlanı dükkan burger gibi yağsız bir şey beklemeyin.

İlk yazımda biraz uzun tuttum sanırım. Lütfen mazur görün. Paylaşmaya devam edeceğim.

Sevgiler

Hamiş: Arabadan inerken Atrin bunu dedi: "O son lokmayı yemeyecektik abi!"
Hamiş 2: Arabadan inerken Daysoldier bunu düşündü: "Attack of the 50 Ft Burger"

---

Şanlıurfa2 Enra Kebap Salonu {Bornova - İzmir}

Evet efendim, bendeniz kebaba biraz düşkün olduğumdan yine bir kebapçıdayız. Daha önce methini duyduğum bir yer olan Bornova Manavkuyu'daki Şanlıurfa Enra Kebap salonuna gittik. Bu ilk gelişim değil daha öncede gelmiştim. Keşke o gelişimi yazsaymışım çünkü bu seferki ziyaretimizde bazı şeylerin değiştiğini gördük. Bu arada üstteki resim arka kapısı. Çok büyük olmasa da arka tarafında otoparkı mevcut.

Girişi yaptıktan sonra size mekandan biraz bahsedeyim. Havaların ısınması ile birlikte ve günlerden de cumartesi olması dolayısı ile bahçede ki masaların nerdeyse tamamı doluydu. İçerisi o kadar dolu olmasa da hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu kadar kalabalığa verilecek hizmetin kalitesi.

Şöyle ki; mekanın tuvaletlerini daha temiz görmek isterdik, siparişimizin daha hızlı ve sıcak gelmesi diğer taleplerimizden. Kısaca yediğimiz tatlardan bahsetmek istiyorum.

Her zaman olduğu gibi yemekten önce yine bir adet lahmacunu hüp diye mideye indirdim. Hamuru ince açılmış, kararında pişirilmiş gayet lezzetiydi.

Siparişlerden önce ikram olarak sofraya gelenler ise daha önceye göre biraz eksilmiş olmakla beraber lezzet olarak fena değildi. Bulgur pilavı, antep ezme, yoğurtlu semiz otu ve salatadan oluşan dörtlüde en çok yoğurtlu semizotunu beğendiğimi söyleyebilirim.

Bu akşam kebap yerine iskender söyledim. Nedense canım başka bir şey istemedi. Belki de seçmekle uğraşmak istemedim. Bu arada, iskender aşağıdaki resimde görüldüğü gibi. Ancak en son bana geldiği için ve 1,5 istediğim halde tek getirdikleri için sinirlendiğimden çekmeyi unuttum. Bu resimde kendi sitelerinden alıntı.

İskenderi yoğurtlu ve soslu tercih ederim ve her zamanda keyifle yerim. Ama burada yediğim iskenderden bu keyif alamadım. Bir şeyler eksik ya da fazla. Eti ile ilgili bir problem değildi bu. Sanırım tereyağından olacak, yedikten sonra ağızda acı bir tat bırakıyor. Bu sebeple sadece karnımı doyurmak için yedim iskenderi o akşam.

Siparişim iskender olabilir ama grup olarak gitmenin avantajı olsa gerek, patlıcan kebabının da tadına baktım. Patlıcanlar da et de güzel pişmişti. Ama yine de, patlıcan kebabı, benim yemek isteyeceğim bir yemek değil. Ya da doyabileceğim desem daha yerinde olur. Çünkü pilav, zaten ikram ettikleri pilavdan, onun dışında iki biber biraz maydonoz. Patlıcan pişmişti evet ama hiç tadı yoktu.

Tadına baktığım ve keşke yeseydim dediğim bir yemek olarak beyti sarmanın adını verebileceğim. Daha henüz tabağı geldiğinde insanın gözü doyuyor. Şu an resmine baktıkça yeniden yiyesim geliyor. Evet yine aynı pilav,maydonoz ve biber var ama bu mönüde soğan ve domates de eklenmiş servise. Lavaşa sarılmış ve üzeri sosla zenginleştirilmiş eti damakta güzel izler bırakıyor. Tekrar gidersem hiç düşünmeden bundan isteyebilirim.

Bu gece yemek olarak bahsedeceğim son mönü ise ızgara tavuk. Servis edilen tabaktaki ızgara sayısına bakıldığında gayet yeterli ve doyurucu sayıda geliyor. Yanında pilav, maydanoz, soğan ve domatesle servis ediliyor. Lezzet olarak kendi adıma yorum yapmam hata olur, çünkü tadına bakmadım ama karşımda yiyen arkadaşın on parmağını da tabağın içinde görünce kötü olacağını düşünmek yanlış olur sanırım.

Şanlıurfa2 Enra Kebap salonu için söylenebilecek birkaç gözlemim mevcut:

- Mekanın daha temiz halini görebilmek açısından belkide hafta içi gitmek daha iyi olabilir. Bu sayede servis daha hızlı olabilir.

- Fiyatlardan biraz bahsedecek olursak içeceği, lahmacunu ve kebabıyla kişi başı ortalama fiyat 18-20 TL oranında değişiyor.

Eğer gitmek isterseniz Şanlıurfa2 Enra Kebap salonunun telefon ve adresini aşağıda bulabilirsiniz. Afiyet olsun efendim.

Tel: 0 (232) 348 66 63 0 (232) 348 62 45
Adres: Sakarya Cad. No:34/1 Bornova Manavkuyu Pehlivan Oğlu Yanı
BORNOVA/İZMİR

Dağmaran'da Kahvaltı {Yakaköy - Izmir}

GittimYedim.Com yazarlarından OA_C bizi Dağmaran'da kahvaltı keyfiyle tanıştırmıştı. Kendisi sadece tanıştırmakla kalmadı, güneşli bir pazar günü bir kısım GittimYedim.Com yazarlarını bu lezzeti test edip onaylamak için Dağmaran'a götürdü, kendisine tekrar teşekkür ediyoruz.

OA_C'nin Dağmaran yazısı için buraya tık!

Efenim gittik, gördük, yedik ve memnun kaldık yediklerimizden. Aşağıda size ekstra Dağmaran fotoğrafları sunuyorum.






















Not: Memnun kalmadığım tek şey, çaya atmak için istediğim traş limona hesapta 2.5 TL yazılmasıydı, saçma olmuş biraz.

14 Nis 2010

Öz Urfa Cemal Usta {Girne Bulvarı - İzmir}


Öz Urfa Cemal Usta'nın İzmir'de bir tek yeri var zannediyordum, oysa öğrendim ki beş şubesi daha bulunuyormuş. Benim sizlere bu yazımda bahsedeceğim yer ise Öz Urfa Cemal Usta'nın Girne bulvarında bulunan şubesi. Aslında, eminim ki diğer şubeleri de aynı kalitede ve lezzettedir.

Kebap, pide,lahmacun ve bu tarz yiyeceklerin olduğu konseptinde, menü içeriği oldukça zengin. İlk gittiğim zaman, gerçekten seçim yapmakta çok zorlanmıştım.

Seçimimi yapıp yemekler geldiğinde Ali Nazik kebabında karar kılmakta ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. Bu arada yemekler gelene kadar ki süreçte, balon ekmek, tereyeğı, antep ezme, salata vb. gibi ikramları bulunuyor. Ali Nazik kebabı geldiğinde ilk işim küçük parçalar halinde doğranmış etin tadına bakmak oldu. Nasıl pişirmişlerse, sanki lokum gibi ağızda dağılıyordu, enfes bir tadı vardı. Bu mekana giderseniz tavsiye edebileceğim yemeklerden.




Döner her yerde yapılır ama her yerde yenmez. Öz Urfa Cemal Usta'nın yerinde ister sade, isterseniz yoğurtlu soslu iskender yiyin, eminim ki bundan çok keyif alacaksınız. Zaten etin tadına baktığınızda döner sizin için farklı bir görünüme bürünecektir.



Söylediğiniz ana yemeği beklerken kendinizi çok aç hissediyorsanız, belki bir de, bir lahmacun söylemek isteyebilirsiniz. Öz Urfa Cemal Usta'da yapılan lahmacun, isterseniz acılı isterseniz acısız olarak gelebiliyor. Tadı da gerçekten çok lezzetli. Kıymasının lezzeti, hamurunun pizza gibi kalın olmayışı ve pişiriliş tarzı ile gerçekten çok güzeldi.

Ufak bir ayrıntıdan bahsedeyim. Ana yemeği beklerken, ikramlardan ve lahmacundan yerseniz, kendinizi ziyadesiyle doymuş olarak hissedebilirsiniz. Çok aç değilseniz, bu süreçte ana yemeği beklemenizi tavsiye ederim.



Bahsettiğim gibi, aç olarak gittiğinizde bütün mönüyü yiyebileceğiniz düşünebilirsiniz. Ama bir noktadan sonra tıkanıp kalıyorsunuz. Burada sadece tadına baktığım şeyleri yazabildim. Bu noktada, son olarak kiremitte kaşarlı köfteden bahsedeceğim.

Siparişi toplu olarak verdiğinizde en son gelen yemek diyebilirim. Hatta arkadaşlarınız, yemeğini bitirmeye yaklaşmışken siz yeni başlayabilirsiniz. Aceleniz varsa tercih etmeyebilirsiniz. Daha önce başka yerlerde de yemiş olduğum bu yemeği tercih ettiğim için ne sevindim ne de üzüldüm. Yani Öz Urfa Cemal Usta'da yediğim Kiremitte kaşarlı köfte için tamamen nötr durumdayım.

Yemeğin ardından, genelde bu tür yerlede künefe tavsiye edilir. Bu tavsiyeyi ben de sizin için yapabilirim. Bu mekanda gelen künefe tatlı olarak tercih edebileceğiniz bir çeşit.

Genel olarak söyleyebilirimki, servisi iyi; fiyat, ortalama dört kişilik bir aile için 50-70 TL arasında değişiyor. Temizlik olarak bakıldığında da gayet düzenli ve temiz gözüküyor.

Ben sadece Girne bulvarındaki yerini denediğim için buranın adresini vereceğim, ancak internet adreslerine girdiğinizde tüm adreslerini bulabilir ve online yemek sipariş hizmetininden yararlanabilirsiniz.

Girne Öz Urfa Cemal Usta : Girne bulvarı No:201/15 ( Karşıyaka Emn. Müd.yakını)
Telefon :0232 3670979




6 Nis 2010

Cemre Kebap {Kazasker -İstanbul}

Yaşlandıkça şekerimin çıkacağından, kolestrolümün ya da tansiyonumun yükseleceğinden değil, sırf bunlar yüzünden bir daha kebap yiyememekten korkarım. Kebapsız bir hayat, peh!

Bu düşüncelerim doğrultusunda, son dönemde, evime yakınlığıyla da birleştiğinde favorilerimden olan bir kebapçıdan bahsetmek istiyorum, Cemre Kebap.


Kadıköy'den Maltepe tarafında giderken Kazasker ışıklarda indiğinizde ulaşabildiğiniz Cemre Kebap, tam 30 farklı kebabı mönüsünde barındırıyor. Hepsini deneme şansım henüz olmadı. Ama denediğim terbiyeli kuzu şiş, abugannuş, halep işi ve külbastı doğrultusunda kebap ustalarının gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle terbiyeli kuzu şiş, yemeğe doyamayacağınız bir kıvamda. Gidip her öğün yiyebilirim.


Kebaplarının yanında pideleri ve lahmacunları da oldukça iyi. Özellikle de lahmacunları, son dönemde anlamsız fiyatlara satılan ve içinde 10 gram kıymanın bulunduğu lahmacunlar yüzünden ortaya çıkan doyma ihtiyacımı kat be kat giderdi. Tadı da cabası.


İskenderi için ise ortalama diyebilirim. Ne çok süper, ne çok kötü. Canınız çok iskender isterse gidip yiyebilirsiniz, ama çok bir şey beklemeyin. Hala favorim Kebap Hocası 'dır iskender için!

Kebap fiyatları 10 TL ile 20 TL arasında değişiyor. Tabi bu isteyeceğiniz porsiyona göre değişiklik gösterecektir.

Cemre'de hoşuma giden bir diğer şey de, açık ayranı sürahi ile getirmeleri ve kebap keyfiniz boyunca doya doya içebilmeniz. Hem de hesaplı bir fiyatla.


Cemre Kebap, İstanbul - Anadolu yakası ve Göztepe-Kazasker-Kozyatağı çevresinde yaşayanlar ve canı kebap çekenler için iyi bir tercih olacaktır.

Adres: Şakacı Sok. N:75/a Kazasker - İstanbul
Telefon: 0216 380 36 20

2 Nis 2010

Fisho {Forum Bornova - İzmir}

Bir balıkçıya gitmek pahalı bir akşam yemeği için düşünülür(dü) genelde. Öğle yemeğinde balıkçıya gidip uygun fiyata ve çabuk balık yemek Fisho'dan sonra mümkün oldu diyebilirim. En azından bu civarda başka da alternatifi yok gibi. Forum Bornova'dakinden bahsedeceğim. İzmir'i pek bilmeyenler için en basit tarifi vereyim, metroya binin Bornova durağında inin, hastane tarafından çıkın ve etrafta birilerine sorun. Biraz yürümeniz gerekecek veya taksiye binebilirsiniz. Bir de Forum servisleri var sanırım metroya uğrayan.

Gelelim Fisho'ya. Balıktan neler yapıyorlar inanamazsınız! Fisho'yu yazmak için sıraya koymuştum, bir ara fotoğrafını çekerim nasıl olsa diye bekliyordum. Ta ki öğlenleri sürekli gidip geldiğimiz için bizi tanıyan ve tek tek tüm müşterileri ile ilgilenmeyi ihmal etmeyen mekanın işletmecisiyle, yeni satmaya başladıkları Himalaya tuzunu konuşana kadar. Neyse konumuz Himalaya tuzu değil. Bir ara onu da anlatırım ;) Burada orta halli bir Franchise mekandan beklenmeyecek kadar ilgili olduklarını söyleyebilirim. Tuz muhabbetimiz esnasında beklediğimiz için soğuyan çorbalarımızı değiştirdiler mesela. Self servis olmasına rağmen sırada fazla beklemenize müsaade etmiyorlar ve ödemeyi yaptıktan sonra yemeğiniz hala mikrodalgadaysa, siz oturun biz getirelim diyorlar. Yemek sonrası çay ikramı da var. Bir özen, bir ihtimam sormayın. E artık yazmanın zamanı geldi diye düşündüm ve alelacele cep telefonumla birkaç fotoğraf çektim.

Çorba demiştim değil mi, mükemmel bir balık çorbası yapıyorlar, yaz kış içiyoruz; kırlangıç balığından ve tam olması gerektiği gibi. Öğlen vakti taze midye dolması çıkıyor; kocaman, İzmir usulü.


İlk girişte soğuk salatalar/mezeler görüyorsunuz; bunlar arasında marine levrek üzerine tanımıyorum. Enginar ve diğer deniz mahsülü salataları da güzel, ancak bunların fiyatlarında bir dengesizlik var; bir tabağa bir çeşit deniz mahsülü ile birkaç çeşit sebze aldığınızda, neredeyse bir tabak balık yemeğine eşdeğer para ödüyorsunuz. Bu mezeleri küçük tabaklarda ve yarım porsiyon da almak mümkün. Yakın zamanda menü de satmaya başladılar, bir tabak balık yanında küçük salata ve içecekle daha uygun fiyata almak mümkün. Ben genelde yemeğin yanında içecek almıyorum, o yüzden bana hitap etmiyor ayrıca menü yanında verdikleri küçük salata çok sıradan. Yine de salata sosu olarak balsamik ve nar ekşisi de bulundurmaları on numara...

Her zaman her yemeği bulamıyorsunuz, daha çok sevilenleri daha çok yapıyorlar sanki. Levrek, çipura gibi çok favori balıkların dışında akya ve dil balığı şiş, balık kokoreç, balık köftesi, güveçte balık gibi enteresan tatlar var. İşte benim favorim; deniz mahsüllü Paella, (paeya diye okunuyor) yani ispanyol pilavı, aşağıdaki gibi bir şey, önünden geçtiğimde görürsem dayanamıyorum. Bunu biliyorlar galiba (!), eskiden daha az yapıyorlardı şimdi daha sık rastlıyorum. Burada sadece bir kere yediğim bir şeyi beğenmemiştim, o da hamsili pilavdı ve çiğ gibiydi. Bir daha da yapmadılar zaten, nabzı iyi tutuyorlar yani. Eğer okurlarsa buradan bir isteğim olacak, madem deniz mahsüllü pilav yapıyorsunuz deniz mahsüllü makarna da yapın bari!


Genelde yemek üstüne tatlı yiyemem ama bir keresinde ortaya söylemiştik, tahini eritip cevizli bir tatlı yapıyorlar. Balık üstüne iyi giden bir şey.

Benden size tüyo, porsiyonların büyüklüğünü gördünüz, az çorba ve az yemek opsiyonunu kullanırsanız daha da uygun fiyata fena da doymuyorsunuz hani.

Bu arada yeni uygulamaları enteresan, içinde çatal, bıçak, kolonyalı mendil ve tuz ekürisinin bulunduğu servis poşetinin içine ekstradan el temizleme jeli eklemişler. Belki yakında başka yerlerde de görürüz, ben ilk defa burada gördüm.

Sonuç: gidin, alışveriş yapın, acıkın, yiyin!

1 Nis 2010

Bir Gece Yarisi Klasigi - Torta {California - ABD}

Selamlar,

Bugunku yemegimiz muthis Meksika lezzeti Torta. Aslen tortayi gunduz de yiyebiliriz, ancak dürüm, nasıl gece bardan cikinca daha lezzetli geliyorsa bu torta da ayni konseptte. Bastan soylemeliyim, kesinlikle saglikli degil, Ayrica yapildiklari yerlerin de cok hijyenik oldugundan emin degilim. Ama hep inanirim ki bir yer lezzetli olmak icin temiz olmak zorunda degil.

Bugune kadar tortayi hep bar cikisi alkolluyken yedim ve hepsinde "Allahim bu nasil bir lezzet" diye haykirmak istiyorum.

DSC07938
Los Angeles sehir merkezi - downtown- Meksika yemekleri kamyoneti. Bu araclar gunduzleri genelde ortalarda olmuyorlar. Gece belli bir saatten sonra beliriyorlar ve genelde sabaha kadar acik oluyorlar.

Tabi belirtmeliyim ki, hani Hollywood vs. burada, cilgin gece kulupleri ve bir gece hayati bekliyorsunuz. Bir noktaya kadar dogru ama bizim Turk insanimiza gore hic degil. Yasalar yuzunden gece 1.30 da her yer kapanmaya basliyor. O sebeple 2-3 den sonra bu arabalar ne oluyor bilemiyorum. Hic daha gece kalmadim sokaklarda.

Sadece torta degil; taco, quesedilla, burrito vs. de yemeniz mumkun. Simdi bakalim su torta nasil bir şeymiş:

DSC07939
Aslinda bu bir sandvic. Ekmegine bolillo diyorlar, disi daha citir ici yumusak. Bizim turk ekmekleri gibi degil, daha degisik.

Aslinda simdi yazacaklarimi yazip yazmamayi dusundum ama siz izleyicilerin anlayisini bekliyorum. Bu resimde gordugunuz torta chorizolu. Chorizo da ne ola ki derseniz, kendisi meksika sucugu olup domuz eti kullanilarak yapiliyor. Inanilmaz lezzetli ve oldukca baharatli sanki sucuk ici gibi.

Tortayi istediginiz herseyle yaptirabiliyorsunuz. Tavuk, balik, et, yumurta ve bunlarin cesitli varyasyonlari. Daha sonra isterseniz pismis meksika fasulyesi de koyuyorlar, peynir, yesillik, bu sekilde bir sandvic olarak elinize geliyor. Sanirim birde bol tereyagi var ki asil lezzetin kaynagi o olmali.

Her kamyonetin onunde bir de sos bolumu var. Simdi diyorum ki, keske daha ayik olaydim da cekseydim onlari da. Orada genellikle salsa, pico de gaillo, sogan, jalepenos falan bulunuyor.
Tabagin yanindakiler salsa verde ve kisnisli sogan. Salsa verde yesil domatesler ve aci biberler kullanarak yapilan bir sos. Cok dehset aci olmasa da yakiyor. Kisnis ise inglizce de cilantro olarak geciyor. Maydanoz gibi ama daha yogun baharatli bir tadi var. Meksika yemeklerinin olmazsa olmazi.

Bu da boyle bir yemekti sayin okuyucular.

Hep istahla kalin,
Hande
M.I.L.F. düşündü, biz pişirdik! Diğerlerine de afiyetle yemek düştü. ( I. IV. 2010, Baghdad )




GittimYedim.Com, çok yazarlı, sosyal bir yemek girişimidir. Bu sitede gezdiğimizi gördüğümüzü değil, yediğimizi içtiğimizi anlatırız.




copirayt mopirayt: Bir takım şuursuz oburlar - © 2012


















 
Copyright 2009 Gittim Yedim. Powered by Blogger Blogger Templates create by Deluxe Templates. WP by Masterplan